Günümüzde malvarlığına karşı işlenen suçlar, teknolojinin gelişmesiyle birlikte ikna temelli suçlara ve dijital dolandırıcılık yöntemlerine doğru evrilmiştir. Suçu organize eden failler, yasa dışı bahis, uyuşturucu ticareti ve nitelikli dolandırıcılık gibi yollarla elde ettikleri paraların izini kaybettirmek amacıyla, suça doğrudan iştiraki somut delillerle ispatlanamayan kişilerin banka hesaplarını ve kredi kartlarını yaygın olarak kullanmaktadır. Uluslararası literatürde "Money muling" veya "Finanzagententätigkeit" olarak adlandırılan bu durum, ceza hukuku kapsamında ciddi hukuki sorumluluklar ve sonuçlar doğurmaktadır.
Banka Hesabı "Kullandırma" ve "Kiralama" Arasında Bir Fark Var mıdır?
Ceza hukuku bağlamında ve suçun işleniş şekli açısından banka hesabı "kullandırma" ile "kiralama" arasında temel bir fark bulunmamaktadır. Her iki eylem de kişinin kendi adına açılmış banka hesaplarının veya kredi kartlarının kontrolünü, şifrelerini ve kullanımını üçüncü bir kişiye devretmesini ifade eder.
"Kiralama" terimi daha çok uygulamanın sosyal mühendislik ve maddi menfaat boyutunu yansıtmak için kullanılmaktadır. Suç örgütleri; öğrenciler, ev hanımları, yaşlılar, engelliler veya gelir kaynağı kısıtlı olan kişileri kolay yoldan para kazanma vaadiyle ve belirli bir komisyon karşılığında (kiralama bedeli) hedef almaktadır. Sosyal medyada "banka hesabı kiralama mağdurları" başlığı altında açılan sayfa ve gruplara binlerce kişinin üye olması, bu ifadenin toplumsal düzeyde yaygınlığını göstermektedir. Sonuç olarak, hesabın bir hatır için kullandırılması veya bir menfaat/komisyon karşılığında kiralanması, kişiyi aynı hukuki mekanizmanın ve soruşturmaların bir parçası haline getirmektedir.
Hukuki Sorumluluklar ve İştirak Hükümleri
Kendi banka hesabını veya kredi kartını dolandırıcılara kullandıran kişilerin hukuki durumu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "İştirak" hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Uygulamada hesap ve kart kullandırma eylemleri çoğunlukla dolandırıcılığa "asli iştirak" (doğrudan katılım) olarak değerlendirilmekte ve bu kişiler, her bir mağdura karşı işlenen eylemden ayrı ayrı sorumlu tutulmaktadır.
Ancak hukuki sorumluluğun doğması için failin "kastı" hayati önem taşır:
- Asli veya Fer'i İştirak: Suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesini düzenleyen TCK m. 37 uyarınca, hesabını kullandıran kişinin dolandırıcılık suçunun işlenmesine yönelik bir kastı varsa fail olarak sorumlu tutulur. Eğer kastı sadece suça yardım etmek ise, TCK m. 39 uyarınca "fer'i fail" (yardım eden) olarak değerlendirilmelidir.
- Kastın Bulunmaması (Fiili Hata): Hukukun temel prensiplerine göre, bir suça iştirak ettiğini bilmeyen kişinin bu bilmezlik hali (fiili cehalet), suçun maddi unsuru hakkında hataya düşmesine sebep olur ve kastı ortadan kaldırır. Kişi, bilgilerini iyi düşünmeden, aldatılarak, hatır için veya yasal bir iş yaptığını sanarak karşı tarafa vermiş olabilir.
Yargıtay Kararları ve Uygulamadaki Farklılıklar
Hesap kullandırma eylemlerinde Yargıtay'ın somut olayın özelliklerine ve failin kastına göre farklı kararlar verdiği görülmektedir.
- Örneğin, iyi derecede İngilizce bilen bir öğrencinin, Rusya'daki bir yazılım firmasından iş teklifi aldığını sanarak kendi hesabına gelen parayı komisyon karşılığında yurt dışına transfer ettiği bir olayda Yargıtay, kişinin suç kastı ile hareket ettiğine dair yeterli delil bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
- Buna karşılık, kendisini polis olarak tanıtan dolandırıcıların mağdurdan para yatırmasını istediği ve sanığın da bu parayı bankadan çektiği bir başka olayda Yargıtay, sanığın menfaat temin etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği gerekçesiyle mahkumiyet hükmünü onamıştır.
Ceza Hukuku İlkeleri Açısından Yaratılan Sorunlar
Hesap sahiplerinin otomatik olarak dolandırıcılık suçunun faili kabul edilmesi, ceza yargılamasının en temel ilkeleriyle çelişebilmektedir:
- Masumiyet Karinesi ve Lekelenmeme Hakkı: Kişilerin kusuru ispatlanmadan suçlu gibi muamele görmesi ve a priori (önsel) bir kabulle soruşturma yürütülmesi, Anayasa ile güvence altına alınan lekelenmeme hakkının ihlali anlamına gelir. Dolandırıcılık yüz kızartıcı bir suç olduğundan, kişiler açısından doğurduğu sonuçlar çok ağırdır.
- Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi (In dubio pro reo): Ceza muhakemesinde "aslolan suçluluk" değil, "aslolan suçsuzluktur". Kişinin suç kastıyla hareket ettiği kesin ve şüpheden uzak delillerle ispatlanamıyorsa, dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verilmemelidir.
- Suçta ve Cezada Kanunilik: Mağdurun aldatılmasına hiçbir katkı sağlamayan ve sadece hesabını kullandıran kişilerin, dolandırıcılık fiilinden sorumlu tutulmaması gerektiği savunulmaktadır. Doktrindeki bazı görüşlere göre bu kişiler, olayın özelliklerine göre dolandırıcılıktan değil, TCK m.165'te düzenlenen "suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi" veya 5549 Sayılı Suç Gelirlerinin Aklanması ve Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında sorumlu tutulmalıdır.
Sonuç ve Çözüm Önerileri
Dolandırıcılık suçunu organize eden asıl faillerin yakalanamayıp, sadece banka hesabı veya kartı kullanılan (ve suç kastı tam belirlenemeyen) kişilerin ağır yaptırımlarla karşılaştığı mevcut durum hukuki güvenliği zedelemektedir. Bu sorunun çözümü için hukuki ve pratik şu adımların atılması önerilmektedir:
- Yeni Suç Tipi İhdas Edilmesi: Suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca, dolandırıcılık kastı ispatlanamayan kişiler dolandırıcılık faili olarak yargılanmamalı; yasalarda "kredi kartı veya banka hesaplarının kötüye kullanılması" adıyla yeni ve bağımsız bir suç tipi düzenlenmelidir.
- Zincirleme Suç Hükümlerinin Uygulanması: Hesap ve kartlarını kullandıran kişilerin her bir mağdura karşı ayrı ayrı suç işlediği varsayımı yerine, failin genel kastı temel alınarak "zincirleme suç" hükümlerinin uygulanması hukuka daha uygun olacaktır.
- Önleyici Tedbirlerin Alınması: Bankaların belirli yaş ve gelir gruplarına kontrolsüzce çok sayıda kart çıkarması önlenmeli ve okullarda para yönetimi konusunda eğitimler verilmelidir. Kamuoyu, "banka hesabı kiralama" ilanlarının arkasındaki büyük tehlikeler konusunda Ticaret Bakanlığı ve diğer kurumlar aracılığıyla etkin bir şekilde bilinçlendirilmelidir.